Yetenekli insanlar, tutkulu oldukları herhangi bir konu üzerine bir aşk mektubu kaleme alıyorlar. Dünyanın daha çok aşka, daha çok aşk mektubuna ihtiyacı var.
Duvarlarına Aşık Olduğum Şehre,

insan rüyasında doğup büyüdüğü şehri görmez mi yaş aldıkça? İki-bin-dokuz senesinde tanıştım seninle. Berbat bir türbülans eşliğinde geçen yolculuk etkisiydi belki bu bende oluşan aşk; bir sendromdu belki de. Hayatta her şey bir çeşit sendrom değil mi zaten? Sonra defalarca, hayattaki ve gökyüzündeki türbülansları umursamadan kavuştum sana. Duvarlarına dokundum, duvarlarını öptüm. Bir kadın olarak, yaşlandıkça genişleyen gözeneklerimi sıkılaştırmak için asgari ücretin beş katı yatırım yapabilecekken neden delik deşik duvarlarına hayran kalınır bir şehrin?

Gecenin bir yarısı, seksenlerden kalma; çatılarında beyaz çamaşırların asıldığı Ermeni Mahallesi'nde şarkılar mırıldanarak yürüdüm defalarca. Fransızcana, Arapçana ve hatta tüm geçmişine nasıl bu kadar vurulabildiğimi tek bir kelime açıklayabilir. Yüzyılların bilinmez ve bir o kadar vazgeçilmez denklemi; aşk. Bir süredir sokaklarında çektiğim siyah beyaz fotoğraflarına dönüp dönüp bakıyorum, sokak diplerinde yere oturup siyah kaplı defterlerime yazdığım notları karıştırıyorum. Hangi akla hizmet, nasıl bir cesaret bilmiyorum; senin için bir kitap yazıyorum ben bugünlerde.

İç savaşının izlerini bu denli sahiplenen insanlarından, delik deşik duvarlarından, her mahallendeki yıkık binalarından aklımı alamıyorum. İnsanoğlu, hangi şehirde yaşayacağını nasıl seçer bilmiyorum. Ama illa görüp seçtiği bir şehri özler durur mütemadiyen. Dünya'yı Güneş gibi dolaşır yine döner durur; o özlediği şehre varır.

Senin topraklarında daha ne kadar zaman geçireceğimi bilmeden topluyorum her seferinde bavulumu heyecanla.

Vardığım anda, duyduğum ilk kilise çanı ve beraberindeki ezan sesinin harmanıyla hayata bir kez daha geliyorum sanki. Yakın dostlarımın bile düğünlerinden kaçarken, ritimli müziklerde masa altına saklanırken; rastgele bir lokantada oynak bir Arapça şarkısına omuzlarımla eşlik etmek için koşarak sokaklarına çıkıyorum. Evimin, atölyemin ve kedimin olduğu İstanbul'un aksine; geceler boyu sabahı ertelemeye, gün aydınlanınca yatağımın içine saklanmaya çalışırken Beyoğlu sınırlarında, bir başka şehirde; senin kollarında coşkulu bir ilham nasıl oluyor da damarlarımdan fışkırıyor, aşktan başka bir anlam bulamıyorum yine.

Bu bir itiraf değil, düpedüz bir gerçek; Beyrut, sana aşığım.

FROM THE ARCHIVES
FEASTS
FINDS
CASE SERIES
ALL ARCHIVES
FROM THE ARCHIVES
FEASTS
ELMAS KATLAMA

Dört adımda peçeteyi doğru kullanma sanatı.

FINDS
THE BARBICAN CENTRE

Brütalist mimarinin en iyi örneklerinden biri olan The Barbican Centre acımasız bir çirkinlik abidesi mi yoksa mimari bir cevher mi?

CASE SERIES
PATINA AYAKKABI FIRCASI

Patina ayakkabı fırça kiti Sanayi313’ün klasik ve pratik tasarımlarından.

BLACKOUTS
ROMA

İtalya’nın başkenti, yaklaşık 3000 yıllık sanat, mimari ve kültürel zenginliğiyle tüm dünyaya hitap eden kozmopolit bir şehir.

LOVE LETTERS
BARBAROS ALTUĞ

Yazar Barbaros Altuğ’nun kendi çocukluğuna yazdığı mektubu okurken duygulanmamak elde değil.

SENSES
SEREN KÖROĞLU

Seren Köroğlu reklam dünyasında kreatif direktör. Sorularımıza verdiği net ve aynı zamanda zekice cevapları dinlemek çok keyifli.

CITIZENS
ECE YÖRENÇ

Senaryo yazarı Ece Yörenç; Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu, Kuzey Güney dizileriyle hepimizin kalbinde bir yerlere dokundu.