BİR GÜNDE ÜÇ ÜLKE
05.Şubat.2018
  • IG_791x602.jpgİsviçre'den ilhamla "croissant"
Farklı ve güzel yemeklerden ilham almak için İsviçre'ye gittim. daha fazla oku
Farklı ve güzel yemeklerden ilham almak için İsviçre'ye gittim. İstanbul'dan biraz da olsa uzaklaşmak insanın tüm enerjisini ve kimyasını bir anda değiştirebiliyormuş.

İsviçre'nin Basel şehrine indim. Aynı havaalanında pasaport kontrolü sonrasında bir kapı İsviçre'ye bir kapı da Fransa'ya açılıyordu.
Bilin bakalım hangi kapıdan çıktım? Garip bir şekilde kendimi Fransa çıkışında buldum. Neyse ki sonra durumu fark ettim ve İsviçre kapısına gittim. Bir günde üç ülkede bulunmak düşününce kulağa hoş geliyor.
İki ülkenin bu kadar birbiri içinde olması çok harika bence. Basel'de yaşayan arkadaşım ev alışverişi için bazen Fransa'ya bazen de Almanya'ya gittiklerini söylüyor. Düşünsenize en güzel peynirleri Fransa'dan en güzel sosisleri Almanya'dan almak ne büyük şans.
Basel gerçekten çok ufak ve sakin bir şehir. Gastronomi açısından bakıldığında çevresindeki tüm ülkelerden güzel bir şekilde etkilenmiş olduğu fark ediliyor.
"Market Halle" denilen bir konsept var. Bizim ülkemizde de olmasını çok isterdim. Kapalı bir Pazar alanı düşünün. Burada her türlü yiyecek ve içecek bulmak mümkün. Bu konsept hem Colmar'da hem de Basel'de var. Büyük bir alan ve ortada masalar bulunuyor. İstediğiniz ürünü alıp bu masalarda yiyebiliyorsunuz ve hatta eve almak için şarap, peynir, baget ekmeği gibi harika ürünleri yan yana bulabiliyorsunuz.
Colmar'da öğlen yemeği saatini kaçırdığımız için yemek yemek için bir yer bulmakta zorlandık. Harika bir çözüm yoluyla Market Halle'den kendimize kadeh şarap, harika Fransız peynirleri ve bagetten oluşan bir menü hazırladık. Gidip güzel manzaralı bir parkta bunları yedik. Çok güzeldi. Bazen bu tarz yemekler en iyi restoran yemeğinden daha büyük keyif veriyor. Hem de lokal insanların yemek kültürlerini yakından anlamak için bir fırsat.
Ekmek ve pastane alanında ülkenin çok ileride olduğunu gördüm. Her pastane vitrininde "galette" isimli bir tatlı vardı. Üzerinde de kartondan bir kral tacı duruyordu. Meğer buna "Galette du Roi et Reine" (kral veya kraliçenin galeti) deniliyormuş. Tatlının içine saklanan bademi bulan kişi o tacı başına takıp kral yada kraliçe oluyormuş. Çok hoş bir bilgi. Önümüzdeki yıl Sanayi313 büfelerinde bu tatlıyı ve kral tacını görünce şaşırmayın.
Sanırım kısa süren Fransa ve İsviçre seyahatim bana güzel ilhamlar verdi. Yine menü değişti, yenilikler eklendi. Tabi ki biraz Fransa etkilerini görebilirsiniz.

Müge Ergül
MÜGE’NİN NICE DENEYİMİ
22.Eylül.2017
  • IG_791x602_img_7.jpg
  • IG_791x602_img_4.jpg
  • IG_791x602_img_3.jpg
  • IG_791x602_img_5.jpg
Belki de gidilecek en ideal tatil şehri. Havasıyla, deniziyle, yemekleriyle, manzaralarıyla ve müzeleriyle insanın içini açan bu şehir, şefimiz Müge’yi de yıllar sonra yeniden bambaşka bir şekilde etkilemiş. daha fazla oku
Belki de gidilecek en ideal tatil şehri. Havasıyla, deniziyle, yemekleriyle, manzaralarıyla ve müzeleriyle insanın içini açan bu şehir, şefimiz Müge’yi de yıllar sonra yeniden bambaşka bir şekilde etkilemiş. 

15 yıl sonra Nice’e gitmek benim için çok değişik bir heyecandı. 
Lise hazırlık yıllarımda Fransızcamı ilerletmek için yaz okuluna gidip uzunca bir süre güney Fransa’da bulunan Antibes’de kalmıştım. O zamanlar yemek algım şimdiki kadar açık değildi. Zamanla insanın ilgi alanları, merak ettikleri tamamen değişiyormuş. 
Tatilim boyunca bol bol yemek yedim, sayısızca semt pazarı gördüm, merak ettiğim müzeleri gezdim. Hatta tavsiyelerim de var. Antibes’e gitmişken Picasso’nun müzesini görmeden gelmeyin derim. Hayatımda gördüğüm en güzel manzaralı, ışıklı ve aydınlık sergi alanı diyebilirim. Resimlerin güzelliği ortamla birleşince insan gerçekten farklı bir dünyaya gitmiş gibi hissediyor. Musée Matisse ve Musée Marc Chagall’ın da görülmesini tavsiye ediyorum.
Sağlıklı yaşam yürüyüşlerim devam ettiği için, tatilde de erken kalkıp sabah rutinime devam ettim. Nice’teki Cours Saleya pazarı tam da yürüdüğüm saatlerde kuruluyordu. Sabah bahçeden toplanmış böğürtlenler, frambuazlar ve kabak çiçekleri inanılmaz görsel bir şölendi. Tezgahlara yerleştirdikleri sebzeleri ve meyveleri bavuluma doldurup buraya getirebilmeyi çok istedim. Bundan daha güzel bir fikirle sevdiğim tüm sebzelerin tohumlarından aldım ve tarlamıza ekmek üzere Güven Bey’e teslim ettim. Özellikle çok farklı tipte domates ve kabak tohumları getirdim. Bana en çok heyecan veren tohum ise hindiba ve kırmızı noktalı; İngilizcesi “freckles lettuce” olan benekli yeşil marul oldu. Umarım tohumlar tutar ve yepyeni sebzelerle güzel yemekler yapmayı başarabilirim.
Yemek konusunda çok başarılı şeyler yedik. Özellikle Cannes’da bulunan Coquillages Brun isimli restoran çok farklıydı. 1953 yılından bu yana açıkmış. Uzun zamandır bu kadar güzel ve taze deniz ürünü yememiştim. İstiridyeler, deniz salyangozları ve yengeçler çok lezzetliydi. O güne özel hazırlanan yengeçli risotto üzerinde deniz tarağı yedik. Tek kelimeyle mükemmeldi. En çok hoşuma giden şeylerden birisi ise insanların iş çıkışlarında bir içki içip evlerine gittiği mini kokteyl barlar oldu. Bu kültürün bizde de yaygın olmasını çok isterdim. Bence insanı mutlu eden bir şey bu.
Kısacası tatil benim için çok keyifliydi. Birçok yeni yemek fikri ve birikimle döndüm. Yeni menüyü takip edin derim….

Müge Ergül
SAĞLIKLI BİR MENÜMÜZ VAR ARTIK!
23.Ağustos.2017
  • 791x602.jpg
Instagram Story’de Müge’nin paylaştığı postlarda sabah yürüyüşlerine başladığını fark etmiştim. Sağlıklı yaşamın bir ucundan tutmaya başlayınca, gerisi de hemen geliveriyor. Sanayi 313 Bebek şubesi için sağlıklı bir menü oluşturmuş, bize detayları anlatıyor. daha fazla oku
Instagram Story’de Müge’nin paylaştığı postlarda sabah yürüyüşlerine başladığını fark etmiştim. Sağlıklı yaşamın bir ucundan tutmaya başlayınca, gerisi de hemen geliveriyor. Sanayi 313 Bebek şubesi için sağlıklı bir menü oluşturmuş, bize detayları anlatıyor.

Uzun zamandır sağlıklı menü üzerine çalışıyordum.  Sanırım tüm yenilikler ihtiyaçlarla birlikte ortaya çıkıyor.
Yediklerine dikkat eden insanları artık daha iyi anlıyorum. Yiyecekler konusunda bilinç fazlasıyla artıyor, yeme-içme trendleri değişiyor.
Rafine şeker, basit karbonhidratlar ve koruyucu madde içeren gıdalar artık neredeyse tüketilmiyor. Onun yerine protein ve lif bakımından zengin, besleyici, düşük glisemik endeksli gıdaların tüketimi revaçta. Beyaz un yerini badem ununa, şeker ise kuru meyveye bıraktı gibi gözüküyor.  Ayrıca son dönemlerde artan süt ve süt ürünü alerjilerine alternatif olarak badem sütü, soya sütü gibi gıdalar da tüketilmeye başlandı.
Ben de Sanayi 313 menüsüne sağlıklarına ve yediklerine dikkat eden misafirlerimizi düşünerek bazı eklemeler yaptım.

•    Zerdeçallı çırpılmış yumurta beyazı, pumpernickel ekmeği üzerinde avokado                                
•    Peynirli, pembe domatesli, fesleğenli kepekli dürüm, haşlanmış katı yumurta                
•    Detoks: Salatalık, maydanoz, yeşil elma, zencefil suyu
•    Sütlü, pişmiş yulaf ezmesi, agave şurubu, tarçın, muz    
•    Taze meyveli, şekersiz, hindistancevizi sütlü, lime kabuklu chia puding                

*Bebek şubemizde her gün servis ettiğimiz bu menüyü Maslak Şubemizde yalnızca cumartesi günleri tadabilirsiniz.
DOMATES
31.Temmuz.2017
  • AS-791x602-1.jpg
  • thumb-791x602-3.jpg
Müge’den; benim için de yazın favorisi, “onsuz yaşanmaz” dediğim domates üzerine sürpriz bir yazı gelince paylaşmak için sabırsızlandım. daha fazla oku
Müge’den; benim için de yazın favorisi, “onsuz yaşanmaz” dediğim domates üzerine sürpriz bir yazı gelince paylaşmak için sabırsızlandım. 

Bu yazımda size mutfağımın en gözde malzemesi domates hakkında neler hissettiğimi anlatmak istiyorum.
Domates en güzel nerede yenir biliyor musunuz? Pazarda! Hele bir de sulu sulu, kokulu ve pembe olunca yemesi o kadar keyifli oluyor ki…
Size bir sır daha vereyim. Bir domates tarlası görürseniz mutlaka domates fidelerinin yapraklarını ve yeşil saplarını koklayın. Gerçekten kendinizi kaybedebilirsiniz.
Yaz aylarında canım çok yemek yemek istemediği zaman hayat kurtarıcım, yemekten en keyif aldığım şey domates ve peynir ikilisi. Bir de taze mozzarella ve yanında tarla domatesi varsa işte bu en güzel keyif oluyor. Tabaklarken üzerine Altınoluk’tan aldığım zeytinyağımdan döküyorum. Benden mutlusu yok. Yanında bir kadeh kırmızı şarap içerseniz nirvanaya ulaşabilirsiniz.
Domates benim için yaz demektir, lezzet demektir. Yazlıkta denizden çıkınca yenilen domatesli makarna veya sabah kahvaltısında bahçeden kopartılan biber ile yenilen domates…
Yaz aylarının gelişiyle birlikte 313’ün mutfağında heryerde kasa kasa domates bulmak mümkün. Kış aylarında domates kullanmadığım için yaz aylarında  neredeyse her yemeğe koymak geliyor içimden. Yumurtalara,balıklara ve büfedeki salatalara… 
CUMARTESİ BRUNCH HAVASI
19.Temmuz.2017
  • 20170718-01-791x602.jpg
Sanayi 313'ün Cumartesi sabahına hazırlanıyorum! daha fazla oku
Sanayi 313'ün Cumartesi brunchları, yaz ayları boyunca haftasonunu İstanbul'da geçirmeyi tercih edenler için güzel bir seçenek oluyor bence. Ben de şehirde kaldığımda, genellikle günümü 313'te geçiriyorum.Avokado, mantar veya yöresel peynirli yumurta çeşitleri, yoğurtlu granola ve leziz kişler cumartesi brunchlarının favorileri. Arkada chill-out müzik eşliğinde dükkandan küçük alışverişler yapmak da geç Cumartesi sabahlarımı tamamlıyor. 


 
KENDİMLE RANDEVU
11.Temmuz.2017
  • books-and-eggs-791x602.jpg
Kendimi aldım ve dışarı çıktım. Evde sekiz aylık bir bebek ve bir de köpek bulununca, insanın kendine vakit ayırması pek de kolay olmuyor. Çözümü kendimle dışarıda vakit geçirmekte buldum. daha fazla oku
Kendimi aldım ve dışarı çıktım. Evde sekiz aylık bir bebek ve bir de köpek bulununca, insanın kendine vakit ayırması pek de kolay olmuyor. Çözümü kendimle dışarıda vakit geçirmekte buldum.

Bu sefer kitaplarımla Sanayi 313 Bebek’e gittim. Taze bir meyve suyu, yumurta ve kitapların sıcacık bir ortamla birleşimi yaz için mükemmel bir randevu oldu. Telefonumu kapattım, kahvaltımı ısmarladım ve kitabımın içinde kayboldum. Zihnimi sıfırladıktan sonra eve, bebeğime ve köpeğime dönmek bambaşka bir his oldu. 
BADEMLİ YOĞURT SOSLU YEŞİL KABAK
06.Haziran.2017
  • 791x602.jpg
Havaların ısınmasıyla birlikte hepimizin yemek alışkanlıkları değişiyor. Özellikle sıcak havalarda çok ağır ve yağlı yiyeceklerdense hafif şeyler yemeyi tercih ediyoruz. daha fazla oku
Havaların ısınmasıyla birlikte hepimizin yemek alışkanlıkları değişiyor. Özellikle sıcak havalarda çok ağır ve yağlı yiyeceklerdense hafif şeyler yemeyi tercih ediyoruz.
Yaz için, Sanayi 313 Bebek ve Oto Sanayi büfesinde de çok tercih edilen yoğurtlu bademli kabak favorilerim arasında.
Bu mevsimde yeşil kabak bulmak kolay oluyor. Özellikle semt pazarlarını ziyaret ediyorsanız çoğunda bulabilirsiniz.
Bu kez size hem çok pratik hem de her yemeğin yanına yakışacak bir tarif vereceğim.

Malzemeler:

1 kg yeşil kabak
300 gr süzme yoğurt
100 gr toz badem
Tuz-karabiber
Zeytinyağı

Yeşil kabakları ortadan ikiye bölerek bir kaşık yardımıyla içlerini çıkartıyoruz. Daha sonra üzerine çok az zeytinyağı, tuz ve karabiber ekledikten sonra önceden ısınmış 200 derecelik fırında 15 dakika kadar pişiriyoruz.
Fırından çıkan kabakları soğumaları için bir kenara aldıktan sonra yoğurtlu bademli karışımı hazırlamaya başlıyoruz.
Süzme yoğurt ve toz bademi blender yardımı ile karıştırıyoruz. Çok akışkan bir yapısı olmaması önemli. Akışkan olursa kabakların içinden akabilir. Gerekirse içine badem ekleyebilirsiniz. Tuz ve karabiberi dilediğiniz ölçüde ekleyebilirsiniz.
Soğumuş olan kabakların içine hazırlanan karışımı bir kaşık yardımı ile koyuyoruz. Kabakların soğuk olması önemli çünkü sıcakken yoğurtlu karışımı koyarsanız yoğurt ekşime yapabilir.
Ben kabakların üzerini baharatla karıştırdığım ve fırınladığım file bademleri ekleyerek süslüyorum. Siz başka bir şekilde süslemek isterseniz üzerine taze otlar da ekleyebilirsiniz.
Afiyet olsun.

Müge Ergül
SANAYI 313’TE TOPLANTIDAYDIM
10.Mayıs.2017
  • food2-719x602.jpg
Aslına bakarsanız bu başlık bana çok şey ifade ediyor. daha fazla oku
Aslına bakarsanız bu başlık bana çok şey ifade ediyor. 
-Burada toplantı yapmanın hayallerini kurduğumuz zamanlar vardı. O zamanlar 313 inşaat halindeydi.
-Toplantılarımızı yemek eşliğinde yapabilir miyiz diye konuşuyorduk aramızda. Müge daha ekibi kuruyor, menüyü oluşturmaya çalışıyordu. 
-Peki ya bu restoranın hareketli olmasını hayal etmek, acaba kimler gelir, plazalardan çalışanlar gelir mi diye düşüncelere dalmak… 
-Bir de toplantı konularımız var ki boyut değiştirdi diyebilirim…
Pazartesi günü Newsletter’ımızı yenilemek için saat 15.00’te toplanacaktık. Enis, Merve Sayar (yeni çalışmaya başladığımız tasarımcımız) ve ben. Kapıdan içeri adımımı attım ve karşımda sıcacık gülümsemesiyle Seçkin Pirim. İlk günden beri bizimler beraber. Sonra yemeklere bakmak üzere yoluma devam ettim ki, yan masada Athena Gökhan iki kişiyle sohbet ediyor. Bir başka masada üç genç kız yemek yiyor. Diğer tarafta o plaza çalışanları… 
Ve açık büfede yemek kalmamış. Hiç önemli değil. Mutlulukla dolup taştım. Ana yemek ve şarabımı söyledim. Ardından da favori tatlım Hindistan Cevizli Fudge Cake’i. Bu sefer içine frambuaz da eklemişler. Muhteşemdi. Toplantı da çok keyifli geçti. 
Geriye dönüp bakınca ne çok yol almışız. Durmak yok. Şimdi aklımda 313’ün gazetesini çıkarmak var… 
 
İYİ Kİ SANAYI 313 BEBEK
05.Nisan.2017
  • 313-791x602.jpg
Müge’nin Sanayi 313 Bebek ile ilgili yazdığı samimi yazı vesilesiyle, günlük çalışma temposunda o minik dükkan içerisinde neler hissettiklerini okumak çok keyifli. daha fazla oku
Müge’nin Sanayi 313 Bebek ile ilgili yazdığı samimi yazı vesilesiyle, günlük çalışma temposunda o minik dükkan içerisinde neler hissettiklerini okumak çok keyifli. 
Uzun bir aradan sonra yeniden yazı yazmaya vakit bulmak gerçekten harika. Sanayi 313 Bebek açıldı ve hepimiz için çok büyük bir adım oldu.
Sabahları 7:30’da yumurtalı ve bol sağlıklı bir menü ile kapılarımızı açıyor, akşamları 21:30’a kadar  büfemizde yemek servis etmeye devam ediyoruz.
Bebek’te var olmak çok keyifli. 
Genelde sabahları 6:30’da Sinem’le dükkana gelip pastane büfesi için hazırlanmaya başlıyoruz. Daha sonra büyüyen mutfak ekibimizden Ece ve Merve’nin gelişiyle salata büfesinin hazırlıkları başlıyor. 
Sanayi 313 Bebek için menüme  yeni tatlar ekledim. Köfte ve kokoreçten ise yoğun istek dolayısıyla vazgeçemedim. 
En sevdiğim ve hayal ettiğim şeylerden birisi minik bir dükkanın içinin pişmiş hamur kokusuyla dolmasıydı. Hayalim gerçek oldu. Bebek dükkanda içeri girdiğinizde bu güzel kokuyu bol bol içinize çekebilirsiniz. 
Yeni karakterlerle karşılaşmak, onların günlük rutinlerinin içine girmek çok keyifli. Sabahları işe gitmeden bize gelip kahve içenlerle ayaküstü ettiğimiz sohbetler beni çok eğlendiriyor. Hafta sonu yürüyüş sonrası gelen çiftler, sağlıklarına ve kilolarına önem veren bayanlar, çikolatalı kurabiye yemek için ağlayan küçük çocuklar… Bebek  dükkan hepimizin hayatına çok güzel bir dokunuş yaptı. Hele ki insanlardan pozitif geri dönüşler alınca, işte o zaman diyorsunuz ki iyi ki yapmışız. İyi ki Enis’le geceleri  mutluluktan, heyecandan uykumuz kaçmış ve iyi ki yeni planlar yapmışız….
ISIRGAN OTLU YERELMASI ÇORBASI
16.Şubat.2017
  • b-791x602.jpg
Yemeklerde saf su kullanmak yerine sebze suyu veya et suyu kullanılması yemeğin tadını çok değiştiriyor. daha fazla oku
Yemeklerde saf su kullanmak yerine  sebze suyu veya et suyu  kullanılması yemeğin tadını çok değiştiriyor. Çoğunlukla endüstriyel mutfaklarda kullanılan bu teknik, ürünlerin ziyan edilmeden tüketilmesine de yardımcı oluyor. Sanayi 313 mutfağında salata büfesini hazırlamada sebze kullanıldığı için mutfakta sık sık sebze kesme ve doğrama işi yapan birilerini görmek mümkün oluyor. Doğradığımız sebzelerin kullanılmayan kısımlarını bir kapta toplatıp gün ortasında kaynatarak elde ettiğimiz suyu, pişirdiğimiz  yemeklere katıyoruz. Aynı şekilde yemekleri lezzetlendirmek için balık kafaları veya et kemiklerini de kaynatarak et suyu elde ediyoruz. Çorba yapımında, makarna yapımında saf su yerine bu aromatik suları kullanmak yemeklerin lezzetini arttırıyor.

Bu yazımda bir çorba tarifi vermek istiyorum. Tarifte de normal su yerine sebze suyu kullanarak lezzeti arttıracağım.


Isırgan otlu yerelması çorbası

Malzemeler:

3 kg yerelması 

2 adet patates

2 adet havuç

2 adet soğan

1 litre sebze suyu 

100 gr tereyağı

Tuz, karabiber

1 bağ ayıklanmış ısırgan otu

Tüm malzemeleri aynı büyüklükte keserek dilimliyoruz. Tereyağı eridikten sonra sebzeleri tencerede biraz pişiriyoruz. Daha sonra içine sebze suyunu ekleyerek kaynamasını bekliyoruz. 
Kaynadıktan sonra tüm malzemelerin piştiğine emin oluyoruz. Genelde 30 dakika sonra sebzeler yumuşamış olacaktır.
Pişmiş sebzeleri blenderden geçiriyoruz. Bir litre sebze suyu kaynama esnasında  azalırsa, üzerine bir miktar daha sebze suyu eklenebilir.
Tencerede kaynamış suyun içine, yıkanmış ve ayıklanmış ısırgan otlarını atıyoruz. Beş dakikadan daha az bir süre suda tuttuğumuz ısırgan otlarını süzgeç yardımıyla çorba tenceresinin içine ekliyoruz. Tekrar blenderden geçiriyoruz. Tuz ve karabiber ekledikten sonra çorba yemeğe hazır hale geliyor.
En sonda ise, süt  ve keçi peynirini karıştırıp çorbanın üzerine dökerek servis ediyoruz. 

Afiyet olsun.

Müge Ergül
"EN İYİ ŞEF" ÖDÜLÜNE ADAY GÖSTERİLDİ!
07.Şubat.2017
  • KITCHEN-791x602-1.jpg
Şefimiz Müge Ergül Time Out İstanbul 16. Yeme İçme Ödülleri içerisinde “En İyi Şef" kategorisinde aday olarak yer alıyor. daha fazla oku
Şefimiz Müge Ergül Time Out İstanbul 16. Yeme İçme Ödülleri içerisinde “En İyi Şef" kategorisinde aday olarak yer alıyor. 
Oy vermek için:
www.yemeicmeodulleri.com
ELZA SANAYİ 313 İÇİN TASARLADI
30.Ocak.2017
  • Sanayi313_17_0943-791x602-2.jpg
  • ERH_8203-791x602.jpg
Elza Karavil’in, birkaç yıl önce katıldığı seramik atölyesinde tasarladığı bardaklar Sanayi 313 tarafından tekrar hayata geçiriliyor. daha fazla oku
Görsel yönetim sorumlumuz Elza Karavil’in, birkaç yıl önce katıldığı seramik atölyesinde tasarladığı bardaklar Sanayi 313 tarafından tekrar üretiliyor. Elza small (küçük) ve Elza large (büyük) olarak iki farklı boyuttaki bardaklar hayata geçiriliyor. Küçük boy bardak ile espressonuzu yudumlarken, yan cepteki çikolatanızın keyfini çıkarabilirsiniz. Büyük boy ise sıcak şarap ve tarçın çubuk için tasarlanmış adeta...
313 CATERING
11.Ocak.2017
  • _DSF8968-791x602.jpg
"Sanayi 313'te yediğim o burgeri, eve çağıracağım misafirlerin de tatmasını isterim." daha fazla oku
"Doğumgünüm için o pastadan istiyorum. Sanayi 313'te yediğim o burgeri, eve çağıracağım misafirlerin de tatmasını isterim." Şimdi, vermeye başladığımız catering hizmeti buna olanak sağlıyor. 
BALKABAKLI KEK
24.Aralık.2016
  • 20161213-791x602.jpg
Şu aralar kekin balkabaklısı çoğumuza hitap edebilir! daha fazla oku
Şu aralar kekin balkabaklısı çoğumuzun iştahını açabilir. Bir de Sanayi 313 mutfağından çıkmışsa, hayır demek gerçekten zor. 
SANAYİ 313 KITCHEN
11.Aralık.2016
  • 313-791x602.jpg
Sanayi 313 Kitchen çok yakında Bebek'e geliyor. daha fazla oku
Sanayi 313 Kitchen çok yakında Bebek'e geliyor. Takipte kalın!
TÜM GÜN BRUNCH
26.Ekim.2016
  • ERH_9577-791x602.jpg
  • ERH_9620-791x602.jpg
  • ERH_9672-791x602.jpg
Cumartesi günleri, Sanayi 313’te “Tüm Gün Brunch” günü. daha fazla oku
Cumartesi günleri, Sanayi 313’te “Tüm Gün Brunch” günü. 
Mevsimsel lezzetler brunchlarımızı özel kılıyor. Tereyağımız Rize’den, yumurtalarımız Bolu Karaağaç’tan, peynirimiz ise Alaçatı’dan geliyor. Bugünlerde brunch menüsünün öne çıkanları avokadolu, pırasalı ve domates & fesleğenli çırpılmış yumurtalar. 
Cumartesi günleri sürpriz canlı müzik performansları da olabiliyor...
PALAMUT SEZONU AÇILDI!
26.Eylül.2016
  • PALAMUT2-791x602.jpg
  • PALAMUT-1-791x602.jpg
Av yasağının kalkması ile birlikte balık tezgahları rengarenk görünüyor. Bu dönem başlayınca beni en çok heyecanlandıran balıklardan birisi ‘palamut’. daha fazla oku
Av yasağının kalkması ile birlikte balık tezgahları rengarenk görünüyor. Bu dönem başlayınca beni en çok heyecanlandıran balıklardan birisi ‘palamut’. Karadeniz ve Marmara Bölgelerinde yetişen palamudun sezonu eylül ayının başından şubat ortasına kadar sürüyor. Kasım ve aralık aylarında ise en lezzetli dönemini yaşıyor. Palamudun boyutuna göre ismi de değişiklik gösteriyor.
Öncelerde küçük boylarda (20-30 cm) olan palamuda ‘çingene palamudu’ ismi veriliyor. Çingene palamudu küçük olduğu  için çok yağlı değil. Zamanla, boyu büyüdükçe yağlanıyor ve lezzeti artıyor. Çingene palamudunun ızgarasını çok önermiyorum. Bana fazlasıyla kuru geliyor, yanına mutlaka bir sos gerekiyor. 
Palamut biraz büyüyüp, 30-40 cm boyuna ulaştığında orijinal ismini alıyor. İşte o zaman lezzetli bir balık oluyor. Yağlanmış olan palamut özellikle bu haliyle Sanayi 313 menüsünün ve benim  vazgeçilmezimiz. Bu dönemde daha çok ızgara servis etmeyi tercih ediyorum. Püf nokta,  balığın kuru olmaması için ızgara üzerinde dikkatli pişirilmesi. 
50-60 cm büyüklüğündeki palamutlar ise ‘torik’ adını alıyor. İşte bu balığın en yağlı zamanı oluyor. Genelde tuzlama ve lakerda yapılarak tüketiliyor. Sanayi313 menüsü için bu fikri biraz geliştirdim. Alanya pazarından aldığım avokadolardan turşu yaptım. Turşu için çok heyecanlıyım. Özel davetlerde lakerda ile servis etmeyi düşünüyorum. Balığı ekşili ve tuzlu şeylerle tüketmeyi çok seviyorum.
Sanayi313 menüsüne yeni giren palamudu, henüz tam yağlanmadığı için ev yapımı bir mayonez ile servis ediyoruz. 
Hem kolay hem de çok lezzetli olan bu mayonezin tarifini paylaşmak istiyorum. Bu sosu sadece balıkla değil, yaptığınız sandviçlerin içine koyarak da lezzetli bir fark yaratabilirsiniz.


Zerdeçallı, haşhaşlı ev yapımı mayonez

Malzemeler:

2 adet yumurta sarısı
500 ml zeytinyağı
½  limon suyu
1 çay kaşığı zerdeçal
1 yemek kaşığı haşhaş tohumu
4 adet salatalık turşusu (minik küpler halinde doğranmış)
¼ bağ dereotu (ince doğranmış)
1 paket Frenk soğanı
2 diş sarımsak (rendelenmiş)


İki adet yumurta sarısına zeytinyağını yavaş yavaş ekleyerek  mikser yardımıyla çırpıyoruz. Mayonez kıvamına geldikten sonra limon suyunu ekliyoruz. Limon suyu eklememizin nedeni sadece ekşilik vermek değil. Yumurta çiğ olduğu için içine koyulan asitli limon suyu bakteri oluşumuna karşı bir önlem oluyor.
Daha sonra kalan tüm malzemeleri mayonezin içine karıştırıp ızgarada pişirdiğimiz palamutlarla birlikte servis ediyoruz. 
Menüdeki yeni favorilerimden birisi de bu! Bu yazıyı yazdıktan sonra gidip bol soslu ızgara palamut yemem şart oldu…

Müge Ergül
GÜNÜN MODU!
09.Eylül.2016
  • ERH_9669-791x602.jpg
Orman meyveli tart daha fazla oku
Günün modu - Orman meyveli tart + lime'lı krema
PANCARLI PATATES PÜRESİ
30.Ağustos.2016
  • Untitled-1-791x602.jpg
Müge bizimle özel tarifi pancarlı patates püresini paylaşıyor. daha fazla oku
Müge bizimle özel tarifi pancarlı patates püresini paylaşıyor. 

Pancar her haliyle güzel olan sebzeler arasında başı çekiyor. Turşusu, çorbası, salatası, zeytinyağlısı, humusu… 
Bu aralar Sanayi 313 büfesi rengarenk bir halde. Kırmızılar, yeşiller, sarılar, pek çok renk var.
İçlerinde en göz alıcı olan; bu araların favori tarifimi sizinle paylaşmak istiyorum. Bu yemeği tasarlarken hayatta sevdiğim iki malzemeyi birleştirmek hissi mutlu edici oldu. Bir de pazarda taze dağ kekiği bulursanız, pancarlı patates püresini gerçekten uçurabilirsiniz. Bu yemeği diler sıcak, dilerseniz soğuk servis edebilirsiniz. Ben büfemizde soğuk salata olarak yer veriyorum. Aynı püreyi ısıtıp üzerine güzel bir kuzu incikle servis ederseniz de olumlu tepkiler alacağınızdan emin olabilirsiniz. Başlangıç olarak, manda sütünden yapılmış bir Burratanın yanında soğuk bir şekilde de sunabilirsiniz.  

Malzemeler

1 kg patates
2 kg pancar
2 adet portakal
150-200gr tulum peyniri
2 diş sarımsak
5-6 ml şarap sirkesi 
3 yemek kaşığı akçaağaç şurubu
15 ml zeytinyağı
Tuz 
Karabiber


Pancarları yıkayıp soyduktan sonra dörde bölerek bir fırın tepsisine alıyoruz. Zeytinyağı, sarımsak, tuz ve karabiber ekleyerek üzeri kapalı bir şekilde 200 derece  fırında 40-45 dakika kadar pişiriyoruz. 
Patatesleri kabuklarını soyduktan sonra bir tencerede haşlıyoruz. Haşlanan patatesleri fırında pişen pancarlarla birleştirip blenderden geçiriyoruz. 
İki diş sarımsağı  ince rendeden geçirerek, püre hale gelen karışımın içine ekliyoruz. 
Zeytinyağı, şarap sirkesini ve akçaağaç şurubu ekledikten sonra çırpma teli yardımıyla tüm sosu püreye yediriyoruz.
Servis ederken pürenin üzerine tulum peynirini elimle parçalayarak dağınık bir şekilde koyuyorum ve portakal kabuklarını pürenin üzerine serpiştiriyorum. 

Keyifle yemeniz dileğiyle!
ÇAY SAATİ
23.Ağustos.2016
  • CC1-791x602-2.jpg
Sanayi 313'ün çay saatleri leziz oluyor. daha fazla oku
Sanayi 313'ün çay saatleri leziz oluyor. Tuzlulardan tatlılara, büfemizde bol seçenek var. Çayınızın yanında bol çilekli çikolatalı kekimizden, merenglerimizden veya favorilerimizden biri olan dereotlu poğaçamızdan tadabilirsiniz. 

 
REYHANLI LİMONATA
02.Ağustos.2016
  • sanayi313_limonata-791x602.jpg
Büyükada'daki çocukluk günlerini anan Müge, bizimle özel reyhanlı limonata tarifini paylaşıyor. daha fazla oku
Büyükada'daki çocukluk günlerini anan Müge, bizimle özel reyhanlı limonata tarifini paylaşıyor. 
 
Limonatanın benim hayatımda çok  farklı bir yeri var. Çocukluğumu; Büyükada’nın meşhur Lale Büfesini, gece yarısı yediğimiz tostları, sabahları babamın benim için aldığı  şekerli böreği, annemin hasta olduğumda vitamin niyetine bana limonata içirdiği günleri hatırlatıyor.
Limonata yapılışı çok zor bir içecek gibi gözükmüyor olsa da, aslında her yapılan aynı lezzette, aynı görüntüde olmuyor. Kimisi çok şekerli veya ekşi yapıyor, kimisi de posasını içinde fazla tutarak daha acı bir tat elde ediyor. 
Ben limonatayı biraz tatlı sevenlerdenim. Favorim gerçek limon ve limon suyuyla, daha çok eski pastanelerde yapılan limonatalar. 
Babam da benim gibi limonata sever olduğu için damak tadına çok güveniyorum. Çocukluğunu geçirdiği Heybeliada’da içtiği limonataları anlata anlata bitiremiyor. Aynısını yapabilen birisini daha bulamamış. Neyse ki Sanayi 313’ün limonatalarını çok seviyor. 
Biz limonata yaparken biraz değişiklik yapalım dedik ve limonatayı çeşitlendirdik. Çilekli, naneli, fesleğenli, reyhanlı ve salatalıklı limonata yapıyoruz. Favorimi soracak olursanız, hakkımı reyhanlıdan yana kullanacağım. 
 
Malzemeler:
 
•    6 adet limon suyu (posasıyla birlikte)
•    6 adet limon suyu (posasız)
•    3 adet misket limon suyu (posasıyla birlite)
•    3 adet misket limon suyu (posasız)
•    10 bardak soğuk su
•    450gr esmer şeker
•    Yarım bağ reyhan
•    İsteğe bağlı olarak buz
 
Tüm malzemeyi blenderden geçirdikten sonra bir gece boyunca dolapta bekletiyoruz. Bu şekilde tüm tatların iç içe geçmesini sağlıyoruz. Daha sonra elde ettiğimiz konsantre karışımı tülbent veya süzgeçten geçirdikten sonra üzerine su ve bol buz ekleyerek servis ediyoruz. 
Bardak biraz şık dursun isterseniz bir yaprak reyhanı bardağın kenarına koyarak servis edebilirsiniz. Afiyet olsun!
SANAYİ 313'TE ÖĞLE YEMEKLERİ
13.Temmuz.2016
  • ERH_4629-791x602.jpg
Sanayi 313'teki öğle yemekleri farklıdır. daha fazla oku
Sanayi 313'teki öğle yemekleri farklıdır. Haftaiçleri, taze salatalardan, sebzelerden, kişlerden ve daha fazlasından oluşan bir açık büfemiz var... Daha fazlası nedir diye merak ederseniz, gelip kendiniz tatmanız gerekir!
 
YAZIN GELİŞİNİ KUTLUYORUM
28.Haziran.2016
  • ERH_4579-791x602.jpg
Havalar ısındıkça yeme alışkanlığım değişiyor. Daha az soslu, soğuk ve hafif gıdalar tüketmeyi seviyorum. daha fazla oku

Havalar ısındıkça yeme alışkanlığım değişiyor. Daha az soslu, soğuk ve hafif gıdalar tüketmeyi seviyorum. 
Sanayi 313’ün hem tatlı, hem de salata büfesi her zaman olduğu gibi mevsim değişimine ayak uyduruyor. Büfede patlıcanlar, pembe domatesler, yabani semizotları ve çıtır çıtır salatalıklar var. Tatlı büfesi ise, yaza girerken dikkat etmeye çalışanları sınarcasına  renkli ve  çekici gözüküyor.
Bu aralar Sarıyer’de pazartesi ve çarşamba günleri kurulan semt pazarına gitmeye başladım. Sarıyer, Bahçeköy  civarında oturan köylüler yetiştirdikleri ürünleri pazara getirip satıyorlar. Pazarcılarla yeterince tanışmadığımız için kasa kasa aldığım yabani semizotlarına pek bir anlam veremiyorlar . Fatih pazarına her hafta gittiğim için artık pazarcılarla güzel bir bağımız var. En güzelini tezgahın altına bana ayırdıklarını söylemeden edemeyeceğim. Aynı muameleyi Sarıyer pazarında  görmem için biraz daha sık gitmem gerekli.
Vakit bulursanız mutlaka Sarıyer’de bulunan  köylü pazarını ziyaret edin. Satıcılar o kadar sevimliler ki... Bahçesinden kopardığı salatalığı tezgahına getirip satıyor.
Birkaç hafta önce mutfak ekibi ile Bursa’ya gittik. Limitlerimizi zorlayıp Bursa’da ne var ne yok her şeyden yedik. Harika bir geziydi. Hem benim hem de ekibimin enerjisi bir anda değişti. Hepimiz çarşı pazar gezmeyi çok sevdiğimiz için, gördüğümüz semt pazarına hemen giriverdik. Çok sık rastlamadığım bir malzemeyi bu pazarda gördüm. O kadar küçük bir pazarda kaya tuzu bulmak çok hoşuma gitti. Davetlerde mutlaka salatalık veya eriğin yanına koyuyorum, çok güzel gözüküyor. Hem de lezzetli. Kullanması çok basit. Dilerseniz karabiber öğütücüsünden geçirebilirsiniz yada havanda döverek toz hale getirip kullanabilirsiniz. 
Bu ara yeni favori kaya tuzu ve çıtır salatalık!

Müge Ergül
 
CUMARTESİ – BRUNCH GÜNÜ
10.Haziran.2016
  • ASYumurta-3-791x602.jpg
  • THumbYumurta-8-791x602.jpg
  • AYumurta-15-791x602.jpg
Hafta içi servis ettiğimiz öğle menülerinin aksine, cumartesi günleri yalnızca brunch menümüz oluyor. daha fazla oku
Hafta içi servis ettiğimiz öğle menülerinin aksine, Cumartesi günleri yalnızca brunch menümüz oluyor. Değişik yumurtalar iştahımızı açıyor. Ne tarz yumurta servis ediyoruz? 
Bir düşünelim...
Gelip kendiniz tatmalısınız!
KİŞNİŞLİ HAVUÇ SUYU
31.Mayıs.2016
  • ERH_4591-791x602.jpg
  • ERH_4602-791x602.jpg
  • ERH_4607B-791x602.jpg
Bugünlerde Hint mutfağından ilham alan şefimiz Müge, içecek menüsü için yeni tatlar deneyimliyor. daha fazla oku
Bugünlerde Hint mutfağından ilham alan şefimiz Müge, içecek menüsü için yeni tatlar deneyimliyor:
Bir aşçıya alınacak en güzel hediye yemek kitabı. Marka direktörümüz Serena sayesinde,  Hindistan’dan gelen harika kitaplarım var artık. 
Hindistan baharat ve malzeme konusunda uçsuz bucaksız bir ülke. Uzakdoğu’dan döndükten sonra farklı bir ruh haline girmişken, şimdi yeni kitaplarım ile benzer duyguları yaşıyorum.
Bu sefer değişik bir alanda ilerledim. Yemekler yapmanın dışında farklı içecekler yapmak ve insanların buna duydukları ilgiyi görmek beni çok heyecanlandırıyor.
Hindistan’da sıklıkla kullanılan malzemelerden birisi olan kişniş ile yeni bir içecek denedim. Basit ve çok lezzetli bir tat oldu. Tabii, yine malzeme çok önemli. Fatih kadınlar pazarından bulduğum kişnişler o kadar taze ve canlılar ki, sanki dalından kopartılıp bardağa konulmuş hissi veriyorlar. Yine pazarda bulduğum kum havuçlarının suyunu sıkınca ortaya harika bir karışım çıkıyor.
Kişnişli taze sıkılmış havuç  suyu, bence kişniş sevmeyenlere sevdirecek cinsten bir şey…
KASTAMONU MANTAR FESTİVALİ
10.Mayıs.2016
  • image1-6-791x602.jpgMüge mantar toplarken
  • image4-2-791x602-(1).jpgJilber Barutçuyan
  • Mantrl-c4-b1-Makarna-791x602.jpg
  • THUMB-mantarlar-791x602.jpg
Şef Müge, Mantar Festivali için Kastamonu’daydı. daha fazla oku
Şef Müge, Mantar Festivali için Kastamonu’daydı. 
Bu mevsimde mantar yetiştiğine şaşırabilirsiniz. Sonbahar mantar açısından çok daha verimli bir mevsim olsa da, ilkbahar  ayları da mantar yetişmesi açısından fena sayılmaz. Özellikle Kastamonu şehri bahar aylarında kuzu göbeği mantarı açısından çok zengin.
Uzun zamandır ilgimi çeken mantarlarla ilgili bir festival düzenlendiğini duyar duymaz Kastamonu biletimi aldım. Mikolog Jilber Barutçuyan'ın  Ece Aydın'la birlikte düzenlediği festival, mantarlara olan bakış açımı değiştirdi.
Mantar festivali çok keyifliydi. Önce mantar topladık. Sonra ise mikoloji ile ilgili çok keyifli bir konferans dinledik. Son olarak da Jilber'in daha önceden toplayıp kuruttuğu kuzu göbeği ve porçini mantarlarıyla hazırladığı makarna sosunu denedik. 
Konferansta ülkemizin mantar konusunda ne kadar geride olduğunu anladım. Mantar zehirlenmeleri, eğitimsizlik ve bilinçsizce tüketmekten kaynaklanıyor. 
Mantarların yenilebilirliğini bile güncellemek gerekiyor. Örneğin; 'Ekşi Mehmet' adı verilen mantarın (Antalya'da çok görülüyor), 1960'lı yıllarda yenilebilir olduğu halde, yapılan incelemelerle zamanla böbrek hastalığına yol açtığı ortaya çıkıyor . Bir anda öldürmek gibi bir özelliği yok. Zamanla, farkında olmadan bir hastalık yaşanmasına sebep oluyor ve ölümle sonuçlanıyor. Üstelik öldüren hiçbir mantarın panzehri yok. 
İsviçre'de bu konuya çok fazla değer verildiğini anladım. Jilber'in anlattığına göre mantarları satmak için mutlaka bir uzmana gösterip bu kişilerden onay alıyorlarmış. Bizde ise denetim mekanizması olmadan ormandan direk tezgahta satışa sunulduğu için mantar tüketiminden ötürü görülen ölüm veya zehirlenmelerin oranları çok yüksek. Bu oranları yükselten bir başka etken ise toplama sonrası istifleme ve pişirilene kadar olan süreçte mantarların yanlış paketlenmesi. Bu konu Londra'da yaptığım staj süresince beni çok şaşırtmıştı. Çalıştığım restorana gelen mantarlar adeta birer pırlanta kadar değer görüyordu. Kutuları mantar için yapılmış özel karton kutulardı. Mantar konferansında da aynı konuya değinildi. Mantarın poşete koyularak saklanması zehirlemeye kadar gidebilecek yanlış bir yaklaşımmış. 
Mantarları yeterince bilmediğimiz için, yurtdışında restoranlarda  yüzlerce Euro’ya satılan mantar çeşitlerini, ülkemizde yetişmelerine rağmen tanımıyoruz ve tüketmiyoruz. 

Mantar festivali bana farklı bir pencere açtı. Yaşasın mantar festivali!!!

Müge Ergül
ISIRGAN OTU ÇORBASI
06.Nisan.2016
  • 313-soup-791x602.jpg
Tüm tezgahlar bahar otlarıyla dolup taşıyor. Şefimiz Müge bizimle bahar otlarından favorisi ısırgan otu çorbası tarifini paylaşıyor. daha fazla oku
Tüm tezgahlar bahar otlarıyla dolup taşıyor. Şefimiz Müge bizimle bahar otlarından favorisi ısırgan otu çorbası tarifini paylaşıyor. 

Baharın gelişi tüm hayat akışımızı değiştirdiği gibi, mutfağımızın da yemeklerini, tabaklarını değiştirdi. Büfemiz rengarenk olmaya başladı bile. Bizi mutlu eden bir diğer konu da bu değişimi pazar tezgahlarında görmek oldu. 
Genelde çarşamba günleri Fatih'te bulunan kadınlar pazarına veya Bomonti’de cumartesi günleri kurulan organik pazara gidiyoruz. İnanılmaz güzel manzaralarla karşılaşıyoruz. Tüm tezgahlar yemyeşil. Bakla ve enginar ise pazardan alınacaklar listemizin en üst sırasında yerlerini alıyor. 
Bakla demişken baklayı bu sefer alışılmışın dışında bir şekilde pişirdik. İçine turunç suyu, bahar otları ve pancar koyduk. Tadı gerçekten çok değişik oldu. Merak edenler kaçırmasın. 
Bahar otlarının arasında en sevdiğim ısırgan otu. Şu ara bulmak da kolay. Küçükken, adadaki evimizin bahçesinde oyun oynadığım zaman  canımı acıtan ısırgan otunun bu kadar lezzetli bir tadı olabileceği hiç aklıma gelmezdi. Adı üzerinde ısırgan otu; çıplak elle dokunduğunuzda elinize batar ve kaşındırır. Ayıklarken eldiven kullanmanızı ve yaprakları makasla ayıklamanızı tavsiye ederim.
Isırgan otu ile birçok yemek deneyebilirsiniz. Ben size favori tarifimi vermek istiyorum. 

Isırgan Otu Çorbası

Malzemeler: 

3 bağ ısırgan otu
2 orta boy soğan
3 büyük boy patates 
100 gr. tereyağı
1 çay kaşığı zerdeçal
1 çay kaşığı kuru kişniş 
Tuz
Karabiber

Tüm otları yıkayıp bir süzgece alıyoruz. Bir tencerede tereyağını erittikten sonra içine büyük küpler halinde doğradığımız soğan ve patatesleri ekliyoruz. Üzerini kaplayacak kadar da su ekliyoruz. Patatesler yumuşayana kadar pişirdikten sonra ocaktan alıyoruz. Isırgan otlarını eklemeden, karışımın biraz soğumasını beklemenizi tavsiye ederim. Bu şekilde otlar yeşil rengini koruyacaktır. 
Tüm otları ve patatesli karışımı blenderdan geçiriyoruz. Eğer isterseniz biraz su da ekleyebilirsiniz. 
Üzerine biraz krema ve keçi peynirini ekleyerek servis edebilirsiniz. 
 
               
TAY ESİNTİSİ
25.Şubat.2016
  • 1-791x602.jpgBasmati pirinci, kuru üzüm, fındık, karanfil sos ile
  • AS-791x602.jpgLahana, maş fasülyesi, yeşil elma, havuç, zerdeçallı avokado sos ile
  • THUMB-791x602.jpgFırın havuç, Brüksel lahanası, brokoli, soğan, zerdeçallı avokado sos ile
  • image4-791x602.jpg
  • image2-791x602.jpg
  • image5-791x602.jpg
Sanayi 313’ün mutfağına Uzakdoğu’dan gelen sıcak bir hava esintisi hakim. daha fazla oku
Sanayi 313’ün mutfağına Uzakdoğu’dan gelen sıcak bir hava esintisi hakim. Şubat ayının bir kısmını Bank Kong ve Pattaya’da geçirdikten sonra son derece tatmin olmuş bir şekilde 313’e geri dönen şefimiz Müge, Tayland’dan aldığı ilhamla mutfakta yarattığı harikaları anlatıyor: 
2016 Şubat ayı benim için diğer şubat aylarından biraz daha farklıydı. Soğuk ve karlı kış günlerini geride bıraktım ve bir haftalığına Tayland'a gittim. Kış ortasında bir haftalığına yazı yaşamak harika bir duyguydu. Uzakdoğu kültürünü daha önce bu kadar yakından deneyimleme şansım olmamıştı. Alışılmışın çok dışında bir yemek kültürleri var. Sabah kahvaltı dahil olmak üzere her an “noodle” (erişte) ve pirinç yiyorlar. Yumurta ve karides ise vazgeçilmez proteinleri arasında.  Bir hafta boyunca sayısız pazar ve market gezme şansım oldu. Marketlerde satılan sosları ve baharatları görünce kendimi başka bir dünyada hissettim.. Pazarlarda satılan “lemongrassları” (limon otu) görünce gözlerime inanamadım. 
Bir şef olarak, istediğiniz kadar mutfağın içinde olun, sayısız kitap karıştırın, yeni yerler gezmek, görmek ve yemekleri deneyimlemek gerekiyor. Uzakdoğu yemeklerini az çok biliyor olduğumu sanırdım. Oysa ki, orada hayatımda ilk kez gördüğüm sebze ve meyvelerle karşılaştım. Bazı ürünler tropikal iklimde yetiştiği için ülkemizde ve diğer Avrupa ülkelerinde bilinmiyorken, Tayland’da adım başı seyyar tezgahlarda satılıyor. Ülkemizden de alışık olduğumuz seyyar satıcılık çok yaygın bir şekilde görülüyor. Ama ülkemizin beş altı katı kadar fazlası belki de. Oradaki insanlarla konuştuğumda bunun nedenini şöyle açıklıyorlar; ülke seyyar satıcılardan vergi almıyormuş ve insanlar evlerinde yemek pişirmek yerine dışarıdan yemek almayı daha çok tercih ediyorlarmış. Bazı seyyar satıcılar biraz tuhaftı. Havanın o kadar sıcak olmasına rağmen, tüm deniz ürünleri ve etler üzerinde buz veya soğutucu bulunmadan açıkta duruyordu. 
Her gün değişik bir yemek deneyimlemeye çalıştım. En favori yemeklerim arasında “tom yum soup” (tom yum çorbası), “coconut milk” (hindistancevizi sütü) ve mango ile yapılan “sticky rice” (yapışkan pirinç) tatlısı geliyor. “Pad Thai” ise yemeden dönülmemesi gereken bir yemek. 
Tabii bu kadar çok yemek ve malzeme gördükten sonra, Sanayi 313'e dönüşüm bambaşka oldu. Sayısız yemek kitabı ve ek bir bavulla döndüm. Bavulun içini tahmin edersiniz. Baharatlar, limon otları, acı biberler, hindistancevizi yağları ve sirkesi, soslar, pirinçler, “noodlelar” (erişte), “galangallar” (zencefil ailesinden bir bitki) ve daha neler. Tayland’dan döner dönmez menüde Tay rüzgarları esmeye başladı. Hindistancevizi sütlü ve kırmızı körili somonlar, tatlı ekşi soslu levrekler, ananaslı salatalar. Sanayi 313'e çok sık gelenler menüdeki bu değişime tanık oldukları için çok mutlu oldular. Mutfak ekibi ve salon ekibi de çok heyecanlandı. Yepyeni bir mutfak kültürünü, lokal malzemelerini kullanarak misafirlere servis edebilme imkanı buldular. Tay esintili yeni lezzetlerin deneyimlemenizi tavsiye ederim!


 
TATLI BÜFESİ MACERALARI
02.Şubat.2016
  • ERH_3201-791x602.jpg
  • AS-791x602-2.jpg
  • THUMB_791x602.jpg
Tatlı büfemizin arkasındaki sırları öğreniyoruz. Hazırlıklar sırasında mutfakta neler oluyor? daha fazla oku
Tatlı büfemizin arkasındaki sırları öğreniyoruz. Hazırlıklar sırasında mutfakta neler oluyor? Bu gizemi Müge'den dinledik: 
Sanayi 313'e gelenler az çok bilir. Salata büfemizin yanında, çok renkli bir tatlı büfemiz var. Tatlı büfesi konusu 313 mutfağındaki kızlar için hassas bir konu. Mutfaktaki herkes tatlı yemeği çok sevdiğinden, tatlıları büfeye koyarken zorlanıyoruz. Kimi zaman büfeye çıkartacak ürün kalmayacak diye korkuyorum. Pastane şefimiz Nezahat ve Sinem sağ olsun, mutfak ekibi olarak rejim yapmak imkansız hale gelebiliyor. Gün sonunda midelerde havuçlu keklerden piramit pastalara kadar neler neler oluyor. 
Neyse ki tadım yapmak diye bir şey var. Aşçılıkla ilgilenenler bilir, aşçılığın en büyük kuralı tadına bakmadığın yemeği misafire sunmamaktır. Her sosun, her salatanın ve her tatlının tadına bakarız, o şekilde masaya yollar veya büfeye çıkartırız. 
Bazı günler bu konu çok eğlenceli hale geliyor. Cumartesileri Sanayi 313 brunch günü olduğundan, salata büfesi kurulmuyor. Onun yerine kocaman bir pastane büfesi kuruyoruz. Büfeye koyduğumuz her ürünün tadına baktığımızı düşünürseniz, şuanda bu kilolarda olmamız bile mucize. Ama bu eğlenceli olmadığı anlamına gelmiyor!
Pastane büfemiz de aslında mevsimsel olarak değişiklik gösterdiği için sürekli olarak değişim gösteriyor. Mevsim değişikliğini büfeden izlemek çok keyif verici oluyor. Bizler büfeye koyacağımız malzemeleri seçerken mevsimsel ürünleri kullanmaya özen gösteriyoruz. Mesela kışın büfeye bakarsanız bol bol portakal, elma görürsünüz. Yazın ise büfe rengarenk oluyor. Çilekler, kirazlar, üzümler... Bir de bunların tatlılarını düşünecek olursanız, en iyisi 313’e gelip tatlara doyamamanız olur!
TARÇINLI BALKABAĞI ÇORBASI
29.Aralık.2015
  • corba-791x602.jpg
2016’ya merhaba derken şefimiz Müge Ergül’den tarçınlı balkabağı çorbası tarifi geliyor... daha fazla oku
2016’ya merhaba derken şefimiz Müge Ergül’den tarçınlı balkabağı çorbası tarifi geliyor...

Bu yıl pek anlayamasak da, artık kış artık kendini göstermeye başladı. 
Kalın kazaklar, montlar, çizmeler derken vitrinler tamamen kışlık oldu. Kışın geldiğini vitrinlerden anlamak çok kolay. Peki ya marketler veya pazar tezgahlarına ne demeli? Onları görünce de artık kış gerçekten geldi diyoruz. Sokakta önceden mısır kokan tezgahlardan, kestane kokusu gelmeye başladığında “tamam” diyorum, “artık üşüme vakti.” 
Ben kış mevsiminde en çok çorba içmeyi seviyorum. Sanayi 313 mutfağında her gün değişik çorbalar yapıyoruz. Hem sıcak, hem de doyurucu oluyor. 

2016’ya girerken sizlere tarçınlı balkabağı çorbası tarifimi vermek istiyorum: 

Malzemeler

2 kg. balkabağı
2 adet orta boy patates
2 adet soğan
100 gr. tereyağı
2 tutam tarçın
Tuz 
Karabiber

Öncelikle tencere içinde tereyağını eritiyoruz. Eriyen yağın içine soğan ve patatesleri ekliyoruz. Soğanlar renk almaya başladıktan sonra içine dilimlenmiş balkabaklarını ekliyoruz. 
Balkabaklarını, bir süre soğanlarla birlikte ateşte pişiriyoruz. Daha sonra içine 1,5 litre su ekliyor ve kaynamaya bırakıyoruz. Tuz ve karabiberi ekliyoruz. 
Kaynadıktan sonra, balkabakları yumuşayıncaya kadar bekliyoruz. Tüm karışımı mikserden geçirip iyice püre haline getiriyoruz. Dilerseniz içine sevdiğiniz kıvama göre su ekleyebilirsiniz.  Servis ederken üzerine tarçın eklemeyi unutmuyoruz.
Afiyet olsun!
ŞEFİMİZ PARİS’TEN BİLDİRİYOR!
02.Aralık.2015
  • IG-Paris-791x602.jpg
  • IGParis2-791x602.jpg
  • IGParis-791x602.jpg
  • IG-Paris-791x602-(1).jpg
Paris’in lezzetlerine doymak üzere yola çıkan Müge Ergül yazısına; oraya vardığı gece yaşanan terör olaylarıyla başlıyor, deneyebildiği Paris tatlarıyla devam ediyor. daha fazla oku
Paris’in lezzetlerine doymak üzere yola çıkan Müge Ergül yazısına; oraya vardığı gece yaşanan terör olaylarıyla başlıyor, deneyebildiği Paris tatlarıyla devam ediyor.
Yazıma “Paris'te her şey harikaydı!” diyerek başlamak isterdim. Ancak gittiğim gece korkunç olaylar oldu. Yaşanan terör olayı hayatın durmasına sebep oldu. Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, bir an bile korkmadım. İstanbul'da yaşayan bir insan olarak her an terörle ve şiddetle iç içe yaşadığımızdan olacak, bu korkunç durumları artık normalleştirebilmeyi ve hayatıma devam etmeyi öğrenmişim. Fransızların yaşadığı bu korkunç olay onların  alışık olmadıkları bir durumdu. Tüm sokaklar polis, asker ve tanklarla doluydu. Birçok restoran ve mağaza kapalıydı. Fransa halkı güvenlik endişesiyle sokağa çıkmıyordu.
Tatile giderken elimde kocaman yapılacaklar listem vardı ancak bu liste yaşananlar nedeniyle sekteye uğradı.
Le Marrais bölgesinde bulunan, listeme eklediğim bazı cafe ve pastaneler açıktı. Favorim olan Sacha Finkelsztajn'dan bahsetmek istiyorum. Burası bir Yahudi pastanesi ve geleneksel yemekler yapılıyor. Ekmekler ve tatlılar dışında bir de meze bölümü var. Bu bölümde değişik turşular ve şarküteri ürünleri de var. Pastane tam bir aile işletmesi. 1946 yılında açılmış ve  babadan oğula geçen bir sistemle ilerliyor. Bana biraz Büyükada pastanesini hatırlattı. Kesinlikle denemelisiniz.
Paris'e kadar gidip de, Pierre Herme'ye uğramadan olmazdı. Dükkan o kadar muhteşem ki, her şeyi denemek istiyor insan. Ben tercihimi frambuazlı, foie graslı (kaz ciğeri) macarondan yana kullandım. Tavsiye ederim , gerçekten mükemmeldi.
Birkaç restoranda yemek yeme şansım oldu ama en sevdiğim restoran, Spring'den bahsetmek istiyorum. Açık bir mutfağı var, mutfakta genç aşçılar çalışıyor. Onları izlerken çok heyecanlandım. Bir yandan da panikledim. Sanki orada çalışmam gerekiyor ama ben oturuyormuşum gibi bir suçluluk duygusuna kapıldım. Gecenin sonunda gelen çikolatalı tart ve mandalinalı kestaneli tatlıyı her gün yiyebilirim. Spring'in güzel bir de şarap menüsü var. Çalışanlar da şarap servisi ve anlatımı konusunda çok bilgililer. 2013 yılı Santenay,Vieilles Vignes (Jean Marc Vincent) kırmızı şarap içtik. Şarap önermek biraz risklidir, herkes her şarabı başarılı bulmaz. Yine de öneriyorum, ölmeden önce içilecekler arasına bunu eklemelisiniz.
Paris aslında yemek anlamında uçsuz bucaksız bir şehir. Burada kaldığım sürede her gün yeni bir yemek yiyebilir, her an yeni bir fikir yaratabilirim... Gerçek lezzetler çok. Zorlama yok. Basit, taze bir baget ekmeği içerisine domuz pastırması ile brie peyniri  koyup mükemmel bir lezzet yaratılabiliyorlar. Bir öğlen yemeğinde bir kadeh beyaz şarap eşliğinde, yanına patates ve dilimlenmiş limonla servis edilen kararında haşlanmış bir ahtapot tabağı görebiliyorsunuz. Sade ama lezzetli yemekler...
 
ŞEFİMİZDEN HAMBURGER TÜYOLARI
02.Kasım.2015
  • IG-burger-791x602.jpg
Sanayi 313’te son birkaç haftadır masalara sıkça servis edilen hamburgerler çok ilgi çekiyor. daha fazla oku
Sanayi 313’te son birkaç haftadır masalara sıkça servis edilen hamburgerler çok ilgi çekiyor. Şefimiz Müge Ergül hamburgerin ekmeğinden köftesine, peynirine kadar tüm detayların önemli olduğunu dile getiriyor:

Hamburger hakkında herkesin ayrı bir görüşü, ayrı bir lezzet anlayışı oluyor. Bu anlayış sanırım günden güne de değişime uğradı. Çocukluğumuzda yediğimiz hamburgerler ile şimdi yediklerimiz arasında birtakım farklar var. 
Örneğin şimdilerde, ülkemizde ekmek yapımına ilgi arttığından insanlar artık iyi hamburgeri değerlendirirken işe kullanılan ekmeği tartarak başlıyorlar. Benim için de ekmek önemli bir kriter. Mutfakta kızlarla birçok deneme ardından lezzetli bir ekmek elde etmeyi başardığımızı düşünüyorum. Ekmeğin üzerine chia tohumu ekledik. Biraz tarzımıza yakın olsun istedik. 
Hamburger için  önemli kriterlerden bir diğeri de köfte tabi. Kasabımızla yaptığım uzun konuşmalar sanırım iyi sonuç veriyor. Hamburger için bize yolladığı kıyma tam istediğimiz kalitede ve kalınlıkta geliyor. Evde hamburger köftesi yapmak isterseniz mutlaka kasabınıza bunu söylemelisiniz çünkü ona göre bir kalınlığı oluyor. Kıyma iyi olunca lezzet vermek de bize kalıyor.     
313 hamburgerinin içinde kullandığımız peynirden de bahsetmek istiyorum. Bu peyniri Rize'den getirtiyoruz. “Kolot” peyniri denilen bu peynir fırına girince köftenin üzerinde harika eriyor. 
Hamburger aslında sınırsız bir lezzet, içine eklenebilecek pek çok malzeme var. 
Kısacası hamburgerde limit sizsiniz!
MISIR EKMEĞİ ÜZERİNDE HAMSİ
07.Ekim.2015
  • ERH_2190-791x602.jpg
  • ERH_2191-791x602.jpg
Şefimiz Müge Ergül, Sanayi 313’ün son favorilerinden mısır ekmeği üzerinde hamsinin tarifini veriyor. daha fazla oku
Şefimiz Müge Ergül, Sanayi 313’ün son favorilerinden mısır ekmeği üzerinde hamsinin tarifini veriyor.

Hamsinin balıkçı tezgahına düştüğünü gördüğümde hep heyecanlanmışımdır.  Bu biraz sonbaharın da habercisidir. En çok da bol bol balık yemeğe başlayabileceğimizi anlatır bana...
Hem lezzetli hem de çoğaldıkça fiyatı düşen hamsinin birçok pişirme tekniği vardır. Kimisi kızartmasını veya buğulamasını yapar, kimisi ise tavada mısır unu ile pişirir. 
Ben mısır unu ile kızarmış halini çok severim. Tabii, kızartma olması durumu biraz zorlaştırıyor. 
Mutfakta kızlarla hamsi üzerine çokça konuşuyoruz. Herkes farklı şekilde pişirilmişini tercih ediyor. Ama sanırım yeni tarifimiz ile ortak noktada buluştuk. 
Pastane şefimizin fikri doğrultusunda, Rize'den getirttiği mısır ununu kullanarak mısır ekmeği yapmaya karar verdik. Rize’den gelen un ile kapalı pakette aldığımız mısır unu arasında çok büyük fark olduğunu gördük. Dokusu, kokusu ve rengi ile gerçekten çok kaliteli bir malzeme kullandığımızı söyleyebilirim. Bu nedenle her zaman savunduğumu yine söylüyorum; malzemeyi alırken yetiştiği bölgeden ve yerel üreticiden almayı tercih etmek en önemlisi.
Mutfak ve pastane ekipleri olarak hamsi için ortak bir çalışma yapmaya karar verdik. Pastane mısır unundan harika bir ekmek yapıyor, mutfak ise hamsiyi güzel bir sos hazırlayarak lezzetli bir forma sokuyor. Geriye afiyetle yemek kalıyor.

Malzemeler
 
1 kg. ayıklanmış hamsi
2 adet kırmızı biber
15 gr. kimyon
2 diş sarımsak 
20 gr. tereyağı
1 tutam roka
2 adet domates
Tuz
Karabiber

Ayıklanmış hamsileri güzelce yıkadıktan sonra süzüyoruz. Suyunun iyice çıkması gerekli. Daha sonra blenderin içine; tohumları ayıklanmış kırmızı biberleri, kimyonu, sarımsağı, tuz-karabiberi ve zeytinyağını koyuyoruz. İyice püre haline geldikten sonra geniş bir kap içine hamsileri hazırladığımız sosla beraber yerleştiriyoruz. Bir gece hamsileri sosun içinde bekletmekte fayda.
Geniş bir tava içerisine tereyağı koyuyoruz. Yağ eridikten sonra balıkları diziyoruz. Balıkların önce derisiz kısımlarını pişiriyoruz daha sonra ters çevirerek derili kısımları pişiriyoruz. 
Domateslerin çekirdeklerini alıp, minik küpler halinde doğrayıp tavaya ilave ediyoruz. Son olarak yıkanmış rokaları da tavaya atıyoruz. 
Hazırladığımız mısır ekmeğini üç-dört dakika fırında ısıtıyoruz ve tavadaki malzemeyi ekmeklerin üzerine diziyoruz. 
Mısır ekmeğinin tarifini vermek isterdim ancak bu tarifi, üzerinde çalışmaya başladığımız  “313 Tarif” kitabımıza saklıyoruz. ☺
PEYNİRLİ, KARAMELİZE SOĞANLI TOP KABAK
01.Eylül.2015
  • IG791x602_1-5.jpg
  • IG791x602_2-7.jpg
Pazarlar halen renkli, kabaklar lezzetliyken, şefimiz Müge Ergül’den hafif, atıştırmalık ve leziz bir yemek tarifi geliyor. daha fazla oku
Pazarlar halen renkli, kabaklar lezzetliyken, şefimiz Müge Ergül’den hafif, atıştırmalık ve leziz bir yemek tarifi geliyor:

Yaz mevsimi geldi geliyor derken yaz bitiyor bile. Patlıcana, kabağa, bibere, domatese, şeftaliye nasıl veda edeceğimizi bilemiyorum. Kış sebzeleri, meyveleri için heyecanlanmaya başlayabilirim doğrusu... 
Vereceğim peynirli, karamelize soğanlı top kabak tarifini kahvaltı için bile yapabilirsiniz. Bir akşam yemeği için ise, ana yemek yanına garnitür olarak da servis edebilirsiniz. 

Malzemeler

10 adet yeşil top kabak
1 kalıp beyaz peynir
3 adet soğan 
5-6 dal fesleğen
100 gr. kabak çekirdeği
1 fincan zeytinyağı 
Tuz
Karabiber

Bu kez  başrolde yeşil  top kabak var.  Alaçatı pazarı bu dönemde yeşil top kabaklarla dolup taşıyor desem abartmış olmam. Kabakları  seçerken en çok dikkat ettiğim şey, hepsinin aynı boyda ve sert olması. 
Kabakları güzelce yıkadıktan sonra kafa kısımlarını kapak yapacak şekilde kesip ayrı bir kabın içine koyuyoruz. Gövde kısımların içlerini bir kaşık yardımı ile oyuyoruz. Tuz, karabiber ve zeytinyağı ile biraz karıştırdıktan sonra fırın tepsisine dizip,  10 dakika, 200 derece fırında ön pişirmeyi yapıyoruz . Ayrı kaba aldığımız kapak kısımlarının da, farklı bir fırın tepsisinde, 7-8 dakika boyunca 200 derece fırında ön pişirmesini yapıyoruz. 
İç dolgusu için bir kalıp beyaz peyniri elimizle ufak parçalar haline getiriyoruz. İçine önceden karamelize etiğimiz üç adet soğanı ilave ediyoruz. Karışıma, tuz, karabiber, 100 gr. kabak çekirdeği ,5-6 dal kesilmiş fesleğen ekliyoruz. Elde etiğimiz iç dolgusunu az pişmiş kabakların içine , fırınladığımız kapakları da üzerine kapatarak 200 derece fırında 10 dakika kadar pişiriyoruz. Sonrasında dilerseniz sıcak, dilerseniz de soğuk bir şekilde servis edebilirsiniz. Afiyet olsun!
ŞEFİMİZ MÜGE’DEN KÖZLENMİŞ KIRMIZI BİBER TARİFİ
25.Temmuz.2015
  • biber-791x602-2.jpg
Vereceğim tarif çok basit bir tarif olacak. Ancak bir püf noktası var; güzel ve kaliteli malzeme. daha fazla oku
Vereceğim tarif çok basit bir tarif olacak. Ancak bir püf noktası var; güzel ve kaliteli malzeme. Her zaman en çok dikkat etmeye çalıştığım konu da bu zaten. Lezzetli domates, biraz fesleğen ve sarımsakla dünyanın en güzel makarnasını yapabilmek gibi bir şey bu. Malzemeniz kaliteli ise basit ve lezzetli yemekler yapmamanız için hiçbir neden yoktur. 
Ülkemiz çok iyi  malzemeleri bulabileceğimiz bir yer. Bunun için yerel üretici ile iletişim kurmak gerekli. Artık işler daha kolay. Üreticiler de bizler için her türlü kolaylığı sağlamaya çalışıyorlar. Tarifte yer alan lor peyniri bize İzmir’den geliyor. Alaçatı pazarında gezerken tanıdığım peynirci Abdullah Bey her seferinde beni bir kere daha mutlu ediyor. Peynirlerini,  hep kaliteli ve aynı tutarlılıkla yolluyor. Zeytinyağı da hassas bir konu. Bir çok üretici ile çalıştım ama sanırım doğru yolu buldum. Asos’ta tanıştığım yerli bir üretici, zeytine ve zeytinyağına olan bakış açımı tamamen değiştirdi.  

Közlenmiş Kırmızı Biber, Lor Peynirli ve Limeli Yoğurt Sos ile

Malzemeler

2 kg. kırmızı biber
3 adet lime 
3 kaşık manda yoğurdu
200 gr. tatlı lor peyniri 
Tuz
Karabiber
Zeytinyağı
 
Kırmızı biberleri yıkadıktan sonra üzerlerine tuz, karabiber ve zeytinyağı koyarak ızgaraya koyuyoruz. Közlenen biberleri bir kaba alıp, kabın üzerini streçliyoruz. Bu işlemi yapmamızın nedeni kabuklarını daha kolay soyabilmek. Biberleri geniş bir tabağa diziyoruz. 
Sıra sosu yapmaya geliyor. Geniş bir kabın içine üç kaşık manda yoğurdu, ve 200 gr. tatlı lor peynirini koyup çırpıyoruz. Yoğurt ve peynirin iyice iç içe geçmesi gerekiyor. Bu şekilde kıvamlı bir sos haline gelebilir. Daha sonra içine üç adet lime kabuğunu rende halinde ekliyoruz. Rendelediğimiz limelardan bir tanesinin suyunu sıkarak karışıma ekliyoruz. Karıştırmaya devam ediyoruz. 
Sosumuz bu şekilde hazır hale geliyor. Tabağa dizdiğimiz biberlerin üzerine sosu koyarak servis ediyoruz. Son olarak da güzel bir zeytinyağı eklerseniz tadından yenmez. 
 
O GÜN MASADA HERKES VARDI!
10.Mart.2015
  • everyone-was-there-791x602-1.jpg
  • everyone-was-there-791x602-4.jpg
  • everyone-was-there-791x602-2.jpg
  • everyone-was-there-791x602-3.jpg
  • everyone-was-there-791x602-7.jpg
  • everyone-was-there-791x602-8.jpg
  • everyone-was-there-791x602-5.jpg
  • everyone-was-there-791x602-6.jpg
Müge ve mutfak ekibinin müthiş yemeklerini tadarken o uzun masanın bir ucundan öteki ucuna doğru baktım. Herkesin karnı acıkmıştı, o nedenle kimse fark etmemiş olabilir. Öyle bir kalabalık vardı ki masada, uğraşsak aynı masada toplanamazdık. daha fazla oku
Müge ve mutfak ekibinin müthiş yemeklerini tadarken o uzun masanın bir ucundan öteki ucuna doğru baktım. Herkesin karnı acıkmıştı, o nedenle kimse fark etmemiş olabilir. Öyle bir kalabalık vardı ki masada, uğraşsak aynı masada toplanamazdık.
Sanayi 313’ün her şeyiyle hazır olduğu ilk gündü, çünkü o gün çekim günüydü. Bizlerin, ilk defa kurulan açık büfenin ve 313’ün resimleri çekilecekti. Aynı zamanda inşaata başladığımız günden bu yana Sanayi 313’ün sanatla karışık videosunu çeken Veysel ve Murathan da işlerinin devamını yapmak üzere oradaydı. Kimimiz gülerek, kimimiz son derece ciddi, kimimizse biraz çekinerek Erhan’ın objektifinin karşına geçtik. Sanayi 313 ise tüm ihtişamıyla Ersen’e göz kırptı. Uzun bir günün ardından çekimleri tamamladık ve dört gözle yemeyi beklediğimiz pancarlı roka, patates, balkabağı, karnabahar ve brokoli salatalarına, sebzeli sandwichlere, mantarlı ve beyaz peynirli böreklere, zeytinli, sepet peynirli ve kırmızı soğanlı pizzalara, ıspanaklı ve keçi peynirli kişe ve müthiş bir tatlı büfesine kavuştuk...
Evet, dediğim gibi masanın başına doğru baktım. Mutfak ekibinin sempatik kızları yan yana oturmuş kendi elleriyle hazırladıkları yemekleri yiyorlardı. Şefimiz Müge ise merakla herkesin yemeklere verdiği tepkileri ölçüyordu. Görsel sunum uzmanımız Elza tüm pozitif enerjisiyle masaya renk katıyordu. Henüz işe yeni başlayan valemiz Hulusi Bey de masadaydı. Kibar tavırlarıyla herkes tarafından sevilen Cem ise hem servis yapıyor, hem de karnını doyuruyordu. Sanayi 313’ün baş kahramanı Enis masanın ortasında yerini almış, her zamanki gibi az ve öz yemek yiyor ve durmadan bir şeyler anlatıyordu. Enis’in karşısında 313’ün gizli kahramanı Serena oturuyordu. Serena’nın yanında Sanayi 313’e çok yakışan iş geliştirme uzmanımız Figen vardı. Figen’in arkasından getir götür işlerimizle ilgilenen Serdar Bey geçti. Ben de masanın sonlarına doğru bir yerlerdeydim. Tam yanımda yaratıcı fikirleriyle dükkanı canlandıran,  Sanayi 313’ün yönetici ortağı Amir oturuyordu. Aramızdaki sanatçılar Murathan ve Veysel her halleriyle kimliklerini ortaya koyuyorlardı. Veysel daha sessiz sakin, Murathan ise meraklı ve hareketli bir karakter gibi gözüküyordu. Fotoğraflarımızı çeken Erhan ise brokoli salatasının peşindeydi.
Sıra birbirinden farklı bu insanların mutlulukla doldukları o uzun masada yenen yemeğin sonuna gelmişti; yani tatlılara... Tatlı büfesini ben değil, Müge anlatsın diye düşündüm: “Tatlı büfesine bakınca ben o gün, bir sürü tatlıdan çok mutluluk görüyordum. O büfe herkesin emeği, yeteneği ve başarısıydı. Beklenen gün gelip çatmıştı. Londra’dan Enis’le beraber aldığımız tabakların üzerleri tatlılarla dolup taşmıştı. Hayalini kurduğumuz büfenin görüntüsü artık gerçekti. Tatlı büfesi için hazırlanmış susamlı çubuklar, grissiniler özenle paketlenmiş, karamelli bezeler ve parça çikolatalı kurabiyeler siyah beyaz paketlerine titizlikle yerleştirilmişti. Ekipçe yaptığımız sepet peynirli pizzalar, lor peynirli çörekler, üzeri meyveli bademli minik kekler büfede yerlerini almışlardı. ‘Citron’ tart ise görüntüsü ile büfeyi renklendirirken görenlerin de iştahını kabartıyordu. Tatlı büfesinin favorilerinden biri de karamel soslu ‘banana bread’ olmuştu. Ama benim favorimi soracak olursanız, seçmekte zorlansam da kendi yaptığımız ‘limelı’, cevizli ve kahveli çikolatalar diyebilirim... En sevdiklerim bir arada...”
FROM THE ARCHIVES
FEASTS
FINDS
CASE SERIES
ALL ARCHIVES
FROM THE ARCHIVES
FEASTS
ELMAS KATLAMA

Dört adımda peçeteyi doğru kullanma sanatı.

FINDS
KARANLIĞIN DİBİNDEN YÜKSELEN O GÖKKUŞAĞININ ALTINDA

Doğumu, ölümü, kıyameti, alameti, toprağı, ağacı, bir insan ömrünü ‘deneyselliğin’ ötesinde bir müzik anlayışıyla, 42 dakikaya sığdırmış bir albüm.

CASE SERIES
PATINA AYAKKABI FIRCASI

Patina ayakkabı fırça kiti Sanayi313’ün klasik ve pratik tasarımlarından.

BLACKOUTS
ROMA

İtalya’nın başkenti, yaklaşık 3000 yıllık sanat, mimari ve kültürel zenginliğiyle tüm dünyaya hitap eden kozmopolit bir şehir.

LOVE LETTERS
BARBAROS ALTUĞ

Yazar Barbaros Altuğ’nun kendi çocukluğuna yazdığı mektubu okurken duygulanmamak elde değil.

SENSES
SEREN KÖROĞLU

Seren Köroğlu reklam dünyasında kreatif direktör. Sorularımıza verdiği net ve aynı zamanda zekice cevapları dinlemek çok keyifli.

CITIZENS
ECE YÖRENÇ

Senaryo yazarı Ece Yörenç; Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu, Kuzey Güney dizileriyle hepimizin kalbinde bir yerlere dokundu.